Aaaa Arkadaşlar, Film Eleştirisi tabiki değil 😬

Öncelikle Namaste🧘🏻‍♀️ Az önce çok sevdiğim filmi tekrar izledim, hem de çok başka bir gözle. |Bkz.👇🏼

Ve şöyle bir kanıya vardım ki; Kaybedenler Kulübü ve Issız Adam başta olmak üzere bu tür filmler bu ülkenin kadınlarının başına gelmiş en travmatik şeylerden biri olabilir. Özellikle de ilk yayınlandığı dönemin ergen jenerasyonu için.

Acıların yüceltilmesi, depresyonun kültürel bir değer olarak lanse edilmesi gibi gibi.. bir güruh toksik ilişkilerin normal olduğunu, hatta hatta ilişkinin bu demek olduğunu filan düşündü, hatırlıyorum.

Bunların izlerini bir çoğumuzun hâlâ daha üzerimizden atamadığımızı da farkediyorum.🤔(Ben de böyle değil çok şükür o dönemler ergen değildim🤭)

Düşünsenize; Lise yaşlarında yolun ne olduğunu bilmeden, yola dair tek bir fikrin bile olmadan yolu seçiyorsun.. ve işte o dönem seçtiğin şeye bak! Erkek kayıp ve ıssız, kadın durumun belirsizliğine kafayı takmış depresif. (Vah ki ne vah)

İlişkide kadın ve erkeğin rollerinin bu olmadığını anlamak çoğu insan için kesin çok zor olmuştur. Anlamayanlar ise hâlâ çoğunlukta, buna da eminim. (Bazı arkadaşlarıma böyle olmadığını anlatmak için çok çaba sarfediyorum)

Halbuki sağlıklı ilişki dediğimiz şey birlikteyken çok da plana ihtiyaç duymadan bir haraket edebilmek ve içinin ferah ferah gülmesinden başka bir şey değil.

İlişki profesörü olmadığım için konuyu burda kapatıyorum. Vel hasılı kelam bazı diziler, filmler, kitaplar ya da yakinen şahit olduğumuz ilişkiler bizde bir takım izler bıraksa da şunu bilmeliyiz ki; Adı sevgi, huzur, takdir, hoşgörü denen suyu ve gölgeyi arayıp duruyoruz bu çölde…

Kucak dolusu sarılalım ki zaman genişlesin kızkardeşlerim… ve tüm insanlık 👻

Yerli-yersiz-küstah-hadsiz-atarlı-giderli-ölçüsüz-korkusuz-hesapsız biraz da gamsız, film eleştirileri tadında yorumlarım burada bitti. Yalnızız dostlarım yalnızız yalnız. Adios muchos💋

Yorum bırakın